İÇİMDEN
hep bir rutubet köşesine, yatak açmakla geçti ömrüm...
dökülen duvarlar, yitip giden ömrüm gibi arkadaştılar bana...
perdelerim sigara isi renginde,güneşin ışıklarını karanlık yapardı gündüzlerime...
ocağımda şarap kaynardı,üşümüşlüğümü içtiğim kanyakla ısıtırdım ben...
sessizliğin arkasındaki, cennetin güzelliğini düşler...
yağmurla gelen toprak kokusunda, iklimlerin değiştiğini anlardım ben...
şafak vurdumu geceye bir tokat,işte o vakit bilirdimki yeni bir gün doğacak...
intikamcıydı oysa gece,erken çökerdi gündüzlerin ensesine kış aylarında..
poyraz sertçe savururdu fakirin bacasına, inceden beyaz ayazı...
sofralarda masum dualar edilir,bilinmeyene diz çökülürdü,tahta kaşıkların şapırtılı ağızlarında...
yalınayaktık biz,nasırlı ökçelerin toprağa direnişiydi, belkide bizler için yaşamak...
yarım sarılmış bir sigaranın, dumanında az zehirlemedik kendimizi...
işçi kahvelerinin fukara kokusuyla açardık gözlerimizi...
sabaha olan inancımızın şükür besmeleleriyle...
günümüz dolupta ayrılık vakti geldimi...
sevdiğimize son nasihatlarımızı verip, kanlı bir solukla yumardık bu hayata gözlerimzi...
cheops için...
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
