siyahbeyin
Cumartesi, 30 Ocak 2010 20:25
yönetici
TEMİZE ÇIKAN RUH kirlenmiş bedenlerin,intikamcı ruhlarıydı bize kalan... belkide aciz bedenlerimizi bu şekilde kutsal kabul eder olmuştuk... yani her aşka birazdaha intikam karıştırmak... yeni bir heyecan tatmanın tek çıkaryolu omuştu belkide...
peki ya ilerleyen zaman onu neyapmalıydı... belki bi süreliğine onu hiçselleştirmeliydik içimizde,yok saymalıydık... bazen hisler geceden daha koyuydu içimizde... küçük bir çocuk gibi hıçkırıp temize çıkmak istemekteydi aynı ruh... kirlenmiş bir bedeni,dahada önemlisi bir ruhu temize çekmek mümkünmüydü...
ya aynı beden intikamla beslenmeye çok alıştıysa... bu sefer günahkar olan o bedenmiydi... yoksa onu o hale getiren bedenlermiydi... peki şimdi söyleyin bana temize çıkmak için nerden başlamalıydı... en baştanmı...yoksa olduğun yerden başlayarakmı...
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Son Güncelleme ( Cumartesi, 30 Ocak 2010 20:26 )
|
siyahbeyin
Cumartesi, 30 Ocak 2010 20:20
siyahbeyin
TEMİZE ÇIKAN RUH kirlenmiş bedenlerin,intikamcı ruhlarıydı bize kalan... belkide aciz bedenlerimizi bu şekilde kutsal kabul eder olmuştuk... yani her aşka birazdaha intikam karıştırmak... yeni bir heyecan tatmanın tek çıkaryolu omuştu belkide...
peki ya ilerleyen zaman onu neyapmalıydı... belki bi süreliğine onu hiçselleştirmeliydik içimizde,yok saymalıydık... bazen hisler geceden daha koyuydu içimizde... küçük bir çocuk gibi hıçkırıp temize çıkmak istemekteydi aynı ruh... kirlenmiş bir bedeni,dahada önemlisi bir ruhu temize çekmek mümkünmüydü...
ya aynı beden intikamla beslenmeye çok alıştıysa... bu sefer günahkar olan o bedenmiydi... yoksa onu o hale getiren bedenlermiydi... peki şimdi söyleyin bana temize çıkmak için nerden başlamalıydı... en baştanmı...yoksa olduğun yerden başlayarakmı...
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Denizin ardı özgürlük
Cuma, 06 Kasım 2009 17:07
yönetici
Ne demeli şimdi Bir çiğdemin toprağı yırtışını seyredişim Göğe mi dokunmalı, ucuna mi körpe filizin Öyleyse karanlık sokaklarda koştuğumu düşün Ay gene bir kadın gibi sarkıyorken denize Dirseklerimle böğrüme gömdüğüm titremeyi düşün Oradan göğsümü kaplayışını soğuk bir terin İlk sözcüğü anlamla birleştiren çocuğu düşün Onun kavradıkça derinleşen şarkısını Vay perçemle günün huysuzluğu dolaşan kısrak Vay acemi öpüşlerden gövdeme boşalan acımtırak haz Telaş, kıvranış parıltılı gözlerdeki atılganlık Ya görevin ne senin görevin Oynaşmak değil mi içimdeki savaşmak duygusuyla Ve benim nevresimim kararmışsa kirden, rutubetten Sarhoşsam gülümseyişlerden ağlayışlardan Ve kaynak sularıyla üstüme yağan aydınlık hulyaları Senden gelen ısıyla koruyorsam Ne demeli simdi Ey serçelerin sabahlarla doluştuğu cıvıltı Ey bir romanın olur olmaz yerinde dikkatti çeken hayal Kalbimi çevreleyen sevda gözeneyi Acıyış, şefkat, umursayış, hırçınlık seli Beni düşün öyleyse Beni hayretin ve karanlığın eşiğinde Beni fitillerde başlayan bir fısıltı Anında ilk satırı yazarken bir bildirinin Kulaktan kulağa dolaşan haberlerin bağrında Beni dar camlarda değil Bir bulutun seyrinde düşün Burada ortasında sıçraya sıçraya kabaran alevlerim." Nihat BEHRAM
|
sustum..
Cuma, 06 Kasım 2009 17:12
yönetici
evet doğdum, ne yalan söyleyim doğdum, bana bahşedilen bütün uzuvlarımla doğdum. hayata bir merhaba diyebilmenin sıkıntısını daha doğarken yaşadım. yaşadım, gerçekten yaşadığımı hissettiğim andı. sonra ne çok gözyaşı döktüm ben yaşamak için.. bu kadar acımıydı gözyaşları, yoksa acımıydı yaşamayı öğrenmek bu kadar.. her ağladığımda susturuldum, her isyanımda susturulduğum gibi.. sustum, sustukça büyüdüm, büyüdükçe anladım susmanın anlamsızlığını. bağırmak istedim büyüdüm, ben bağırdıkça üzerime indi acı ben bağırdım, üzerime indi acı, susturuldum.. sustum ve yaşadım, ölmeye eşdeğermiş susarak yaşamak, ben susunca herkes sustu. ben öldüm ve bitti hayat..
YENİLDİK
Pazar, 31 Ağustos 2008 19:46
Ahmet Telli
Yenildik; Şimdi kim bilebilir zakkumun O kekre tadını bizim kadar Tenimize sinmiş sülfür kokusunu Soluğumuzdaki cıvayı kim duyar
İntikamcıydı bilim, sezgimizse Gölgesi sulara vuran bir ceylan Neyi yaşamışsak ömrümüz diye Derimize yazdı o vak'anüvis Kehribar saplı bir hançerle
Kehânet kuyularında sınandık Terkettiğimiz her şehir yakıldı Anıtlar dikildi kahhar ve kutsal Zamansa bir karadeliğe dönüştü Belleğimizin oksitlenen çöllerinde
Çöl ve moraran cesetler, rüya Kâbusa dönüyor cinnet saatidir Coğrafyanın bu yakasında bir halk Kendi oğullarını boğazlıyor artık Kûfi bir cesaret oluyor cinnet
Biz keder diyorduk, tarihmiş Dilimizde işte o kil ve kül tadı Şimdi kim bilebilir yenilginin O kekre kokusunu bizim kadar Soluğumuzdaki cıvayı kim duyabilir..
Son Güncelleme ( Cumartesi, 27 Eylül 2008 16:57 )
|
|
|
|
|
|
Sayfa 3 > 4 |